UYUŞTURUCU BİR MADDE DEĞİL, TOPLUMSAL ÇÖKÜŞTÜR
UYUŞTURUCU BİR MADDE DEĞİL, TOPLUMSAL ÇÖKÜŞTÜR
Her gün bir genç daha düşüyor.
Her gün bir aile daha yıkılıyor.
Ve biz hâlâ “bizim çevrede yok” diyerek kendimizi kandırıyoruz.
Uyuşturucu artık bir sokak sorunu değil. Bir mahalle sorunu da değil. Bu, düpedüz bir toplumsal çürüme alarmıdır. Ve alarm çalıyor… Ama duymamak için kulaklarımızı kapatıyoruz.
Bağımlılık bir gecede başlamaz.
Bir gencin eline madde gelmeden önce hayatından umut gider.
Değer duygusu gider.
Anlaşılma hissi gider.
Madde en son gelir. Ama biz en başı değil, hep en sonunu konuşuruz.
ASLINDA MADDE DEĞİL, BOŞLUK BAĞIMLILIK YAPIYOR
Bir genç neden uyuşturucuya yönelir?
Çünkü evde kimse onu gerçekten dinlemiyordur.
Çünkü okulda sadece nottur, insan değildir.
Çünkü sokakta güçlü olmak için bir şeye tutunması gerekiyordur.
Çünkü “iyiyim” dediğinde kimse gözlerinin içine bakmıyordur.
Uyuşturucu çoğu zaman keyif için değil,
acı hissetmemek için kullanılır.
Ve biz hâlâ “iradesiz”, “şımarık”, “kötü çevre” diyerek çocukları etiketliyoruz. Oysa o gençler çoğu zaman sadece yardım çığlığı atıyor — biz duymamak için televizyonun sesini açıyoruz.
BAĞIMLIYI DIŞLAYAN TOPLUM, BAĞIMLILIĞI BÜYÜTÜR
Bir hata yapılıyor ve o genç artık “bağımlı” etiketiyle hayat boyu damgalanıyor.
İş yok. Güven yok. Destek yok.
Sonra soruyoruz: “Niye bırakamıyor?”
Çünkü bırakacak bir hayat sunmuyoruz.
Çünkü ikinci bir şans vermiyoruz.
Çünkü iyileşmek isteyen insanı bile geçmişiyle boğuyoruz.
Bağımlıyı dışlamak, torbacının işini kolaylaştırmaktır.
Sevgi ve destek boşluğu bırakıldığında, o boşluğu madde doldurur.
AİLELER SUSUYOR, ÇOCUKLAR KAYIYOR
Evlerin içinde sessiz dramlar yaşanıyor.
Anneler geceleri uyumuyor.
Babalar öfkesini çaresizliğinden çıkarıyor.
Kardeşler görünmez oluyor.
Ama kimse konuşmuyor. Çünkü hâlâ en büyük korku şu:
“El âlem ne der?”
El âlem derken çocuklar gidiyor.
Utanç saklanırken bağımlılık büyüyor.
Sorun halının altına süpürülürken torbacılar sokak başında nöbet tutuyor.
OPERASYONLAR YETMEZ, İNSAN KURTARMAK GEREK
Evet, torbacılar yakalansın. Elbette cezalar olsun.
Ama sadece polisiye önlemlerle bu savaş kazanılmaz.
Çünkü bu savaş sokakta değil,
evde başlıyor
okulda büyüyor
toplumun ilgisizliğinde derinleşiyor
Bir gence “neden yaptın?” demeden önce
“nasıl bu hale geldin?” diye sormadıkça hiçbir şey değişmeyecek.
Rehabilitasyon merkezleri yetersizken,
psikolojik destek lüks sayılırken,
gençlerin nefes alacağı sosyal alanlar yok edilirken
sadece cezayı konuşmak, yaraya pansuman yapmadan bağırmaya benzer.
ASIL TEHLİKE: ALIŞTIK
En korkuncu ne biliyor musunuz?
Alıştık.
Genç ölümlerine alıştık.
Bağımlı haberlerine alıştık.
Yıkılan ailelere alıştık.
Bir toplum bir felakete alıştıysa, çöküş başlamış demektir.
SON SÖZ YUMUŞAK DEĞİL
Bağımlılık bir “kötü alışkanlık” değildir.
Bir “gençlik hatası” hiç değildir.
Bağımlılık;
İlgisizliğin sonucu
Duygusal yoksulluğun sonucu
Toplumsal körlüğün sonucudur
Eğer bugün çocuklarımızı dinlemezsek,
yarın onları aramak zorunda kalabiliriz.
Bu mesele başkasının değil.
Bu mesele bizim evimizin kapısına dayanmış bir gerçektir.
Görmezden gelmek çözüm değil.
Susmak çözüm değil.
Yargılamak hiç çözüm değil.
Ya birlikte mücadele edeceğiz…
Ya da kaybettiklerimizin arkasından konuşacağız.
Duygu TOR
Aile ve Bağımlılık Danışmanı